Kartalkaya yangını davasında kamu görevlileri için hâlâ dava açılmadı
Kartalkaya'da 78 kişinin ölümüne ilişkin ana dosya Yargıtay'a taşınırken, bakanlık yetkilileri ve dönemin valileri hakkında dava açılmadı. Ailelerin avukatı Kaynun, sürecin Soma ve deprem davalarındaki gibi cezasızlıkla sonuçlanmasından endişe ettiklerini söyledi.
BirGün'ün haberine göre, Bolu Kartalkaya'da 78 kişinin yaşamını yitirdiği, 133 kişinin yaralandığı Grand Kartal Otel yangınına ilişkin yargı sürecinde tıkanıklık yaşanıyor. Otel sahipleri ile belediye ve il özel idaresi çalışanlarının yer aldığı ana dosya karar için Yargıtay 12. Ceza Dairesi'ne taşınırken, bakanlık yetkilileri ve dönemin valileri hakkında henüz dava açılmadı. Bakanlıkların engelleri, kısıtlı soruşturma izinleri ve Danıştay kararlarının görmezden gelinmesiyle kamu görevlilerinin yargılanması engellenirken, aileler ve avukatlar dosyanın Soma ve deprem davalarındaki gibi cezasızlık ve zamanaşımıyla sonuçlanmasından endişeli.
Faciada yaşamını yitirenlerin ailelerinin avukatlarından Onur Kaynun, dava sürecinin tıkandığını ifade etti. Kaynun, patronlar ile Bolu Belediyesi ve İl Özel İdaresi çalışanlarının dosyasının Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nde olduğunu belirterek, Soma gibi olası kasıtla iş kazası ve toplumsal katliamlara dair dosyaların bu daireye gittiğini, sonucun beklendiğini söyledi. Kamu görevlileri açısından özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkilileri ile dönemin valileri hakkında hiçbir aşama kaydedilmediğini vurguladı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bir genel müdür dahil 9 kamu görevlisi hakkında soruşturma izni verdiğini, üzerinden 1 yıldan fazla süre geçtiğini anlatan Kaynun, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın ise yalnızca emekli bir başmüfettiş hakkında soruşturma izni verdiğini aktardı. Bu kararı Danıştay'a taşıdıklarını, Danıştay'ın itirazlarını kabul ederek Bakanlığa etkin bir ön soruşturma yapıp isim bazında karar vermesi gerektiğini söylediğini belirtti. Buna rağmen Çalışma Bakanlığı'nın ikinci defa aynı kararı kopyala-yapıştır yaparak tebliğ ettiğini, Danıştay 1. Dairesi'nin kararını görmezden geldiğini ifade etti. Kararı tekrar Danıştay'a götürdüklerini, Danıştay'ın yine aynı kararı vererek müfettişler vasıtasıyla etkili bir iç soruşturma yürütülmesi gerektiğini belirttiğini söyleyen Kaynun, Temmuz ayından bu yana Bakanlığın kararının beklendiğini dile getirdi.
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturma aşamasında Kültür ve Turizm Bakanlığı personeli hakkında tüm başvurulara rağmen dava açmadığını ifade eden Kaynun, başsavcılığın bütün bakanlıkların personellerini tek bir dosyada birleştirip iddianame düzenlemek niyetinde olduğunu, bunun ne akla yatkın ne de hukuken teknik bir zorunluluk olduğunu söyledi. 9 kamu görevlisi hakkında 1 yılı aşkın süredir kesinleşmiş soruşturma izni bulunduğunu ancak Başsavcılığın Çalışma Bakanlığı personeli hakkındaki izin kararının kesinleşmesini beklediği için dava açmadığını aktardı. Bu 9 kamu görevlisi hakkında başlangıçta verilen yurt dışı çıkış yasağı kararlarının, HSK'yi şikayete konu olacak şekilde aynı gün içinde hakimliğe başka bir hakim görevlendirilerek kaldırıldığını, halihazırda bu kişiler hakkında yurt dışı çıkış yasağı bile bulunmadığını belirtti.
Soma Maden Katliamı davasından çıkan kararı anımsatan Kaynun, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin olası kasıt ve bilinçli taksir ayrımına ilişkin incelemeleri en sık yapan daire olduğunu, Soma dosyasının da bu dairede neticelendiğini söyledi. Dairenin Soma kararında 301 madenci açısından olası kasıtla öldürmeden hüküm tesis edilmesi gerektiğini belirttiğini, ardından hukuk tarihinde görülmemiş şekilde dairede 3 üyenin değiştiğini aktardı. Bu değişimden bir ay sonra dairenin kendi kararını kaldırarak yeni gelen 3 üyenin oyuyla ve oy çokluğuyla olası kast kararını kaldırıp bilinçli taksirle öldürme olduğuna hükmettiğini, iki üyenin muhalif kaldığını ifade etti. Bu hükmün 12. Ceza Dairesi üzerinde şüphe yarattığını ve Türkiye'nin en büyük katliamının bu şekilde neticelendiğini belirten Kaynun, ailelerin endişesinin yine 12. Ceza Dairesi'nde benzer bir sonuçla karşılaşmak noktasında yoğunlaştığını söyledi.
Deprem davalarındaki avukatların zamanaşımı korkularının bu dava için de geçerli olduğunu ifade eden Kaynun, Kartalkaya davasında da benzer bir eğilimin gündeme gelebileceğini, bu ihtimali göz ardı etmediklerini belirtti. Kamu görevlileri açısından öldürme suçu değil de görevi kötüye kullanma ve görev suçlarından ceza verilmesi gündeme gelirse deprem davalarındaki zamanaşımı endişelerinin burada da söz konusu olabileceğini söyledi. Deprem davalarında da taksirle öldürme bile denmeyerek görevi kötüye kullanma veya görevi ihmal gibi kapalı cezaevinde yatarı olmayan suçlarla yargılama yapılıp zamanaşımına konu edilmek istendiğini aktaran Kaynun, bunların hepsinin sistematik ve bilinçli tercihli meseleler olduğunu, Kartalkaya dosyasında da bu risklerin bulunduğunu, bütün mücadelelerinin bu riskleri bertaraf edip gerçek adalete ulaşmak olduğunu ifade etti.
Bolu Belediyesi ve İl Özel İdaresi personelinin de defalarca kez buradaki asıl faillerin Kültür ve Turizm Bakanlığı çalışanları ile bakan olduğunu, onlar olmadan yapılan yargılamaların eksik kalacağını beyan ettiğini söyleyen Kaynun, bütün faillerin adil bir şekilde yargılanmasını istediklerini belirtti. Kaynun taleplerini şöyle sıraladı: Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği kararın Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nce TCK'nin doğru yorumlanması suretiyle onanması ve asli faillerin gereken cezaları alması; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, otelin ruhsatsız denetiminden sorumlu olan ve yıkılması noktasında son karar mercii konumundaki dönemin valileri ile İçişleri Bakanlığı yetkilileri hakkında tüm ön inceleme ve müfettiş işlemlerinin tamamlanması, her bakanlık için ayrı ve müstakil ceza davalarının açılması, yargılamaların olası kastla öldürme suçundan yapılması ve faillerin yargı önünden kaçırılmaması.
TürkAta Haber Ajansı