İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.061.706 ▲ %0,18
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Gündem

Hesabını elbet soracağız

104 insanın yaşamını yitirdiği Ankara Gar Katliamı, sadece ülke tarihinin en kanlı canlı bomba saldırısı değil toplumsal muhalefetin bastırıldığı, korku iklimiyle tek adam rejimine giden yolun döşendiği tarihi bir kırılma noktası oldu. 7 Haziran - 1 Kasım seçimleri arasında yaratılan ateş çemberi, Gezi ile büyüyen toplumsal muhalefeti hedef aldı. Ankara Garı

Metin YETİM

Ülke tarihinin en kanlı saldırısı Ankara Garı Katliamı'nın ardından 11 sene geçti. IŞİD'li iki canlı bombanın gerçekleştirdiği saldırıda 104 insan yaşamını yitirirken 500'den fazla insan yaralandı.

Katliamdan 4 ay önce 7 Haziran'da tarihinde ilk defa tek başına iktidara gelemeyen AKP iktidarı, tüm koalisyon seçeneklerini engelleyerek Kasım ayında ülkeyi yeniden seçime zorladı. 17 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, 'Dolmabahçe Mutabakatı'nı tanımadığını açıklamasıyla Çözüm Süreci resmen sona erdirilirken 7 Haziran-1 Kasım tarihlerindeki iki seçim arasında ülke ateş çemberine atıldı.

Gar Katliamı öncesinde 20 Temmuz'da ise Urfa Suruç'ta Kobani'ye yardım götürmek üzere toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin basın açıklaması yaptığı sırada IŞİD tarafından düzenlenen canlı bomba saldırısında 33 kişi yaşamını yitirdi, 100'den fazla kişi yaralandı.

Bombaların gölgesinde gidilen 1 Kasım seçimlerinde ise AKP tekrar iktidar koltuğuna oturdu.
Aradan geçen yıllar içerisinde ülkede siyaset sahnesi yeniden dizayn edildi. Baskı politikaları hiç olmadığı kadar sertleşirken demokrasi rafa kaldırıldı. Tek adam rejiminin inşasının adım adım örülmesine giden süreçte 10 Ekim Ankara Gar Katliamı büyük bir kırılma yarattı.

Katliamın en büyük etkilerinden birisi Gezi'de iktidara karşı büyüyen halk hareketi ile büyüyen toplumsal muhalefetin bütünüyle bastırılması oldu.
Öğrenci hareketleri üniversitelerden çektirilirken sendikalar, emek meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri etkisizleştirildi.

Halkın geniş kesimleri üzerinde yaratılmak istenen korku iklimiyle toplumsal muhalefet güçleri de bastırıldı. Halkın siyaset sahnesine katılım olanakları ortadan kaldırıldı.
Aradan geçen 11 yılın ardından katliamın bugüne etkilerini Siyaset Bilimci Doç. Dr. Dinçer Demirkent değerlendirdi.

Demirkent "Hak talebiyle yürünen sokaklar, halkın kendi talebini doğrudan doğruya ilettiği, örgütlendiği, gücünü gösterdiği yerler. 10 Ekim katliamı sonrası hem katliamın kendisi hem de daha sonra yaratılan araçlar bu gücün engellenmesini sağladı" dedi.

KATLİAM İLE SOKAK SUSTURULDU

10 Ekim Katliamı sonrası muhalefetin toplantı yürüyüş hakkının sınırlandırıldığını belirten Demirkent "10 Ekim'de talebi barış olan demokratik kitle örgütlerinin çağrıcısı olduğu bir mitinge yapılan böyle bir saldırının ardından şiddet ve baskı ortamı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımı kullanılamadı. O dönemden itibaren birçok ilde toplantı gösteri yürüyüşleri yasaklandı. Ardından olağanüstü hal geldi, 2016'dan sonra ise sokaktaki gösteriler zor hale geldi. Olağanüstü hali devam ettirilerek, İl İdaresi Kanununun değiştirilen maddesiyle, mülki idare amirlerine 15 güne kadar toplantı gösteri gösterileri yasaklama yetkisi verildi. Hatta bazı kentlerde bu 15 günlük süreler sürekli hale gelerek 4 yıl, 5 yıl toplantı gösteri yürüyüşleri yasaklandı" diye aktardı.

Demirkent, sokağın susturulmasının sandığın da anlamsızlaşmasına neden olduğunu belirterek "Halkı atomize olmuş, güçsüz, kapasitesi elinden alınmış tek tek bireyler haline getirirseniz, artık seçim olarak karşılaştığınız şeyde onların katkısı olmamaya başlıyor. Dolayısıyla seçimler de anlamını kaybetmiş bir tür onay mekanizmasına dönüşüyor. Demokrasinin sandığa indirgenmesi, sandığın da anlamını kaybettiği bir sürecin parçası olarak değerlendirmek gerekir" diye konuştu.

ÜLKE ŞİDDET SARMALINA SÜRÜKLENDİ

10 Ekim'e giden süreci "Ciddi bir şiddet sürecinin en büyük katliamıydı" diyerek değerlendiren Demirkent, iki seçim arası dönemi "7 Haziran seçimlerinin ardından CHP ile AKP arasında istikşafi görüşme adı altında görüşmeler başlatıldı. AKP'nin tek başına iktidar kuramayacağı bir parlamentoyu istememesi, dolayısıyla yeni seçimlerin de hazırlanmasıydı. 1 Kasım ile 7 Haziran arasındaki seçim arası dönemde Türkiye'de çok ciddi bir şiddet ortamı doğdu. Bir tür olağanüstü hal vardı. Birtakım özel askeri bölgeler ilan edilmişti. Oralarda sokağa çıkma yasakları vardı. Olağanüstü bir durum yaratıldı" ifadeleri ile özetledi.

ÖLENLERİ MÜCADELEMİZDE YAŞATACAĞIZ

Meslek örgütü temsilcileri ve sendikacılar katliamda yaşamını yitirenleri anarak mücadeleye devam çağrılarını yeniledi.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu: Müfettiş raporlarına, mahkeme kararlarına ve milyonların tanıklığına rağmen davanın eksik bırakılan yönleri, sorumluların hesap vermemesi ve katliamın yaşandığı meydanın yasaklarla anılmak istenmesi, adalet arayışımızın neden hâlâ sürdüğünü açıkça ortaya koyuyor. Bu nedenle 10 Ekim Katliamında kaybettiğimiz arkadaşlarımızı anıyor, ancak yalnızca anmakla kalmıyor onların bize bıraktığı mirasa da sahip çıkıyoruz. Bu katliamın bütün yönleriyle aydınlatılması ve en hafif ifadeyle ihmali olan kamu görevlileri dâhil tüm sorumluların hesap vermesi için mücadele ediyoruz. İşçi sınıfının ve emekçilerin eşit, özgür, barış içinde bir yaşam kurma mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz.

KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz: "Öncelikle bu katliamın nasıl gerçekleştiğini, hangi ihmallerin yaşandığını, hangi sorumlulukların yerine getirilmediğini ve katliamın önlenmesi için neden gerekli tedbirlerin alınmadığını sorgulamak zorundayız. Başkent Ankara'nın göbeğinde, güvenlik kameralarıyla izlenen bir alanda, binlerce insanın katıldığı bir mitingde böylesine büyük bir katliamın yaşanması; devletin ve siyasal iktidarın sorumluluğunu bütün ağırlığıyla önümüze koymaktadır. Bizim mücadelemiz yalnızca geçmişin hesabını sormak değildir. Aynı zamanda geleceği karanlıktan kurtarma mücadelesidir. Onların düşlerini örgütlü mücadelemizde, dayanışmamızda, meydanlarda ve yaşamın her alanında yaşatacağız. Ant olsun ki onların bayraklarını yere düşürmeyeceğiz! Ant olsun ki katliamın üzerini örten karanlığa teslim olmayacağız."

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar: "10 Ekim Ankara Gar Katliamının üzerinden 11 yıl geçti. Barış, emek ve demokrasi talebiyle bir araya gelen 103 arkadaşımızı kaybettiğimiz o gün, yalnızca insanlarımız değil, ülkemizin demokratik geleceğine dair umutlarımız da hedef alındı.10 Ekim, Türkiye'nin içine sürüklendiği karanlığın en önemli kırılma noktalarından biridir. Aradan geçen 11 yılda katliamın tüm sorumluları açığa çıkarılmadığı gibi, cezasızlık politikaları da derinleşti. Bugün halk iradesinin yok sayıldığı, hukukun siyasal iktidarın ihtiyaçlarına göre işletildiği, demokratik hakların baskı altına alındığı bir ülkede yaşıyoruz. Oysa 10 Ekim'de yükseltilen barış talebi, bugün de ülkemizin demokratik geleceğinin temelidir. Biz TMMOB'nin 70 yılı aşan tarihinde her fırsatta ısrarla dile getiriyoruz. Barış, yalnızca çatışmaların sona ermesi değil; eşit yurttaşlığın, toplumsal adaletin, özgürlüklerin ve halk egemenliğinin güvence altına alındığı demokratik bir düzenin kurulmasıdır. Demokrasi olmadan barış, adalet olmadan demokrasi mümkün değildir."

TTB Genel Sekreteri Dr. Ali Karakoç: 10 Ekim'e Giden Yolda Kaybettiklerimiz10 Ekim 2015 sabahı Ankara Garı'nın önünde patlayan yalnızca iki bomba değildi. Hedef alınan bu ülkenin barış umudu, bir arada yaşama iradesi ve hepimizin yaşam hakkıydı. Diğer yandan, 2013 yazında bu toprakların en büyük umutlarından biri olan Gezi Direnişi yaşanıyordu. O günlerde korkunun yerini cesaret, öfkenin yerini dayanışma alıyordu. İşte bu buluşma, kurulu düzeni gerçekten ürkütmüş. Bu yüzden 10 Ekim'e giden yol tesadüflerle oluşmadı. Adım adım ilerleyen, sistematik bir karanlıktı.

Bu katliam önlenebilirdi. İstihbarat vardı, failler biliniyordu. Canlı bombacılar göz göre göre Ankara'nın göbeğine kadar gelebildi. Bu bir zafiyet değildi; yol verildi, göz yumuldu. Çünkü kandan ve ölümden beslenenlerin buna ihtiyacı vardı. Bugün 2026'dayız. Aradan on bir yıl geçti ama adalet yerini bulmadı. Tıpkı bir hastada olduğu gibi: Teşhis konmadan tedavi başlamaz. Bu yüzden 10 Ekim'i unutmayacağız, unutturmayacağız. Gezi'de birbirimize uzattığımız eli bırakmadan, 7 Haziran'da büyüttüğümüz umudu yaşatarak, onların düşü olan demokratik ve barışçıl ülkeyi kurana dek mücadelemizi sürdüreceğiz. Yaşamak ve yaşatmak için barış savunmaya ses katmaya devam edeceğiz."

Yaşamını yitirenler anılacakKatliamın 11'inci yılında yaşamını yitirenler bugün ülkenin farklı noktalarında anılacak.

  • İstanbul: Kadıköy Boğa Heykeli, 17:00

  • Ankara: Ulus Metro, 09.00

  • İzmir: 10 Ekim Anıtı- Alsancak, 09:30

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…